Kuran’ın Cinsiyetçi ve Kadın Düşmanı Ayetleri

Bu yazıda Kuran’daki cinsiyetçi ayetleri göstermekle yetineceğim. Kitabın cinsiyetçi olmadığını, “kadına daha önce verilmeyen haklar verdiğini” kanıtlamaya çalışmayacağım.

Böyle bir yazıya cinsiyetçiliğin, cinsiyet ayrımcılığının veya kadın düşmanlığının tanımıyla başlamak doğru olurdu. Liberal, seküler düşünce biçimini benimsemiş bütün kaynaklar gibi bu konuda başvurduğum kaynaklar da nesnel tanım yapabilmekten çok uzak. Sözgelimi ayrımcılık çoğu kaynakta “Bir grubun üyelerine, grubun dışında kalanlara kıyasla haksız davranmak”[1] olarak tanımlanıyor. Bizi haksızlık kavramına gönderiyor ki neyin adil, neyin haksız olduğu sorusu da bizi yaşamın amacı sorusuna gönderir; Din Nedir yazımda tartışmıştım. Cinsiyetçilik kimi kaynakta “fiziksel olmayan farklarla” ilgili olarak tanımlanıyor.[2] Bu tanım da pek işimize yaramıyor çünkü bilimadamları erkekle kadının fizyolojik olmayan yüzlerce farkını saptamış durumdalar. Öyleyse ben şöyle bir tanım yapayım: Cinsiyetçi ayetleri saptarken modernistlerin, sekülerlik savunucularının, hümanistlerin, liberallerin, feministlerin; kısaca egemen ideolojinin cinsiyetçilik tanımını kullandım. Bu tanım zaten yüzde doksan dokuz oranında “kadın düşmanlığı” tanımına denktir. Tıpkı ırkçılık tanımının yüzde doksan dokuz oranında “beyaz olmayan ırklara yönelik ayrımcılığa” denk sayıldığı gibi.

Ben seküler dünyanın tanımları ve sözcükleri ile düşünmüyorum. Herşeyden önce Kuran bana bu izni vermiyor çünkü bu sözcüklerle düşünmek Kuran’a karşı sorumluluğumu yerine getirmeme engel olur. Dolayısıyla yazıya verdiğim başlık benim görüşlerimi yansıtmıyor. “Cinsiyetçilik” veya “ayrımcılık” sözcüklerini duyar duymaz Pavlov’un koşullandırmasını andıran bir refleksle aklına “kadın düşmanlığı” gelen kişilerden değilim.

Ayrıca belirtilmedikçe çeviriler Ali Rıza Safa’nın mealindendir.

Firavun ailesinden sizi kurtardığımızda, size dayanılmaz acılar çektiriyor; oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı da sağ bırakıyorlardı. İşte bunda Efendinizden sizin için büyük bir sınav vardı. 2:49

Aynı ifade 14:6’da bulunuyor. Demek ki kadınları öldürüp oğulları sağ bıraksa imiş bu daha dayanılır bir acı olacakmış. Açıkça cinsiyetler arasında bir asimetri bulunmakta.

Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir; ekinliğinize istediğiniz gibi yaklaşın. Kendi benlikleriniz için hazırlık yapın ve Allah’a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın. Çünkü iyi bilin ki kesinlikle ona kavuşacaksınız; inananlara sevinçli haberi ver. 2:223

Yukarıdaki çevirinin yanlış olduğunu ve hars sözcüğünün en yakın karşılığının ekinlik değil ekin veya kültür olduğunu anımsatayım. “Kadınlar sizin kültürünüzdür.” Kadın düşmanı mı? Öyle veya değil, sonuçta kadınla erkek aynı şey değil.

Boşanmış kadınlar yalnız olarak üç aybaşı durumu beklerler. Allah’a ve Sonsuz Yaşam Günü’ne inanıyorlarsa, Allah’ın kendilerinin dölyatağında yarattığını gizlemeleri helal değildir. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse onları geri almaya daha çok hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde adalet ölçülerine uygun hakları vardır. Ama erkeklerin onların üzerinde öncelikleri vardır. Çünkü Allah Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir. 2:228

Erkeklerin aybaşı olmamalarını Tanrı’nın kadın düşmanlığı olarak anlayanlara söyleyecek bir şeyimiz yok. Onlar erkeklerin kadınlara göre bir öncelikleri olduğu gerçeğiyle barışacak değiller. Kendilerinden tek isteğimiz Müslümanmış numarası yapmamaları.

Ve anneler, emzirme süresini tamamlamak istiyorlarsa, çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların yiyeceklerini ve giyimlerini uygun bir biçimde sağlamak çocuğun babasına düşer. Hiç kimse taşıyabileceğinden daha çoğuyla yükümlü tutulmaz. Anne ve baba, çocuğundan dolayı yitime uğratılmamalıdır; kalıtçısı da öyle. Eğer kendi aralarında danışıp uzlaşarak, çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara suç yoktur. Çocuklarınızı emzirtmek isterseniz vereceğinizi uygun bir biçimde verdikten sonra size de suç yoktur. Allah’a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın. Çünkü iyi bilin ki Allah yaptıklarınızı Görendir. 2:233

Demek ki kadın ve erkek, çocuğun geçimini sağlama konusunda eşit değillermiş. Anne ve babanın çalışma yaşamında ve parasal kararlarda eşit olmasını isteyenlere emzirme konusunda eşit olmayı neden talep etmediklerini sorun, belki düşünmeye başlarlar. Çünkü çalışmayan organlar körelir. Emzirme konusunda işbirliği ve uzlaşma istendiğine göre çocuk konusunda bütün kararların en az iki kişilik olması gerektiği anlaşılıyor. Demek ki “Benim bedenim, benim kararım” değilmiş.

Ödence belirledikten sonra onlara el sürmeden boşarsanız belirlediğiniz ödencenin yarısı onlarındır; bundan cayması veya evlilik sözleşmesiyle bağlı olanın bağışlaması durumu dışında. Sizin bağışlamanız, sorumluluk bilincine daha yakındır. Karşılıklı olarak eli açık davranmayı unutmayın. Kuşkusuz Allah yaptıklarınızı Görendir. 2:237

Güvey geline ödüyor, gelin güveye ödemiyor. Güvey, gelinin kölesi midir acaba, ona doğuştan borçlanmış mıdır?

…Erkeklerinizden iki kişi tanıklık etsin. İki erkek bulamazsanız tanıklardan uygun bulacağınız bir erkek ve biri unutursa diğerinin hatırlatacağı iki kadın olsun… 2:282

İstediğiniz kadar kıvırın dostlar, bu kitabın yazarının kadın ve erkeğin “eşit” olduğunu düşündüğüne kimseyi ikna edemezsiniz.

Kadınlara, oğullara, tartılar dolusu yığılmış altın ve gümüşe, soylu atlara, hayvanlara ve ekinlere olan tutkular, insanlara çekici gösterilmiştir. Bunlar, dünya yaşamının geçimliğidir. Oysa varılacak en güzel yer Allah’ın katındadır. 3:14

Ayet “erkeklere, kızlara..” demediğine göre cinsiyetler “eşit” değilmiş. Benzer bir durum şu ayette:

De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, en yakınlarınız, kazandığınız mallar, azalmasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız konutlar; Allah’tan, O’nun elçisinden ve O’nun yolunda çaba göstermekten daha çok hoşunuza gidiyorsa, artık, Allah’ın buyruğu yerine gelinceye dek bekleyin. Çünkü Allah, yoldan çıkmış bir toplumu doğru yola eriştirmez!” 9:24

“Analarınız, kızlarınız” diye başlamadığına ve hatta bunları ayrıca saymadığına göre yazar cinsiyetleri eşit görmüyor.

Onu doğurunca şöyle dedi: “Efendim! Onu kız doğurdum!” Allah, ne doğurduğunu zaten biliyordu. “Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem ismini verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan Sana sığındırıyorum!” 3:36

Erkek /oğlan kız gibi değilmiş.

Yetimler konusunda adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız sakınca olmayan kadınlardan, ikişer, üçer, dörder evlenin. Eğer adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız bir taneyle veya yanınızda size bağlı olanla yetinin. Haksızlık yapmamanız için böylesi daha uygundur. 4:3

Feministlerin iyi bildikleri ve saldırdıkları bir ayet. Bu ayete yöneltilen eleştirilere yanıt vermek olanaklı. Bu yazıda bunu yapmıyorum. Ama neredeyse istisnasız herkesin gözden kaçırdığı bir noktaya dikkat çekeceğim: Tekkarılılığın tek doğru aile biçimi olduğunu kim söyledi?

Allah, çocuklarınız konusunda, size şu öğüdü veriyor: Erkek, kadının payının iki katını alır… 4:11

Mirastaki ayrımcılık dördüncü sure boyunca sürüyor. Nisa Suresi “kadın düşmanı” bir sure, buna şüphe yok:

Ve kadınlarınızdan sağtöreye uygun olmayan ilişkilerde bulunanlara karşı aranızdan dört tanık getirin. Tanıklık ederlerse artık ölüm onları götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya değin evlerde tutun. Aranızdan onu yapan erkeklerin her ikisini de cezalandırın. Pişmanlık gösterirler ve kendilerini düzeltirlerse bırakın. Kuşkusuz Allah Pişmanlıkları Kabul Edendir; Merhametlidir. 4:15-16

Demek ki aynı suçu işleyen kadın ve erkeğin cezaları farklı olabiliyor. Aile hukukunda, mirasta olmadığı gibi ceza yargılamasında da eşitlik yok. Kuran’a saldıranları ters köşeye yatırın: Modern dünyada yasa önünde eşitlik yok ki, Kuran’da neden arıyorsunuz? Türk Ceza Yasası ve Yargıtay içtihatları orada, açın ve asimetriyi görün.

Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar çünkü bir kerre Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kendilerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: Evvelâ kendilerine nasıhat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor. 4:34 (Elmalılı Handi Yazır)

Erkekler kendilerinin bir bölümünü diğerlerine, Allah’ın üstün yapması ve mallarından harcamaları nedeniyle kadınları kollayıp gözetirler. Erdemli kadınlar, saygılı ve Allah’ın koruduğu gizliliği gözetenlerdir. Karşı gelmelerinden kaygı duyduğunuz kadınlara öğüt verin. Yataklarında yalnız bırakın; onları gönderin. Söz dinlerlerse, onlara karşı artık başka yol aramayın. Kuşkusuz, Allah, Yücedir; Büyüktür. 4:34 (Ali Rıza Safa)

Ünlü “dayak” ayeti… Nasıl çevirirseniz çevirin, nasıl anlarsanız anlayın, nasıl kıvırırsanız kıvırın. Bu ayete göre kadınla erkek kesinlikle eşit değildir. Ne olduğu konusunda uzlaşsak da uzlaşmasak da erkeklerin bir ayrıcalığı olduğu apaçık görünüyor. Bu ayete göre aile içinde kesinlikle demokrasi olamaz; 2:228’i hatırlayın. Buna rağmen ayetin nasıl olup da son derece adil olduğu konusunda söylenecek çok şey var ama bu yazıda bunu yapmıyorum.

Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım! Aslında on bir gezegeni, güneşi ve ayı gördüm; bana secde ettiklerini gördüm!” 12:4

Anne-babasını tahtın üzerine çıkardı; saygıyla ona eğildiler. “Ey babacığım!” dedi; “Önceden gördüğüm düşün yorumu işte budur. Efendim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra Efendim beni tutukevinden çıkardı ve sizi çölden getirerek benim için en güzelini yaptı. Kuşkusuz benim Efendim En İnce Ayrıntılarla Gerçekleştirendir. Kuşkusuz o Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir!” 12:100

On bir gezegenin Yusuf’un kardeşleri olduğunu anlıyoruz. Babasının Güneş, anasının Ay olduğu bellidir. Birincisi sure boyunca anasıyla hiç konuşmazlar. Anası öyküde önemli rol almaz. Ayrıca bu aileye Allah’ın ahlakını öğretip öğütleyen babasıdır. Babası ve anası “eşit” değildir.

Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, şöyle dedi: “Kuşkusuz, bir dolap çevirmişsiniz. Aslında, sizin çevirdiğiniz dolaplar çok yamandır!” 12:28

Yusuf’a tecavüz etmeye kalkan kadının kocası “siz” derken kimi kast ediyor? Elbette kadınları veya kadınların arasında belli bir öbeği. Demek ki erkeklerin dolapları o kadar yaman değilmiş. Kuran’ın yazarının valinin ağzından aktardığı bu sözü eleştirmediğine, açıkça yalanlamadığına dikkat ediniz.

Böylece Efendisi yaptığı yakarışı kabul ederek çevirdikleri dalavereleri ondan uzaklaştırdı. 12:34

Hangi dalavereyi? Öncelikle kadınların çevirdikleri, erkek yargıçların ayırdında oldukları ama göz yumdukları, teslim oldukları dalavereyi.

“Yusuf, sen bunu unut!” “Sen de suçun için bağışlanma dile. Kuşkusuz suçlulara katıldın!” Kentteki kadınlar şöyle dediler: “Valinin karısı, genç uşağını elde etmek istemiş; aşk yüreğini sarmış. Aslında onu apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz!” 12:29-30

Dedikoduyu kentteki erkekler değil kadınlar yapıyor. Yusuf Suresi besbelli “kadın düşmanı” bir sure! Kitap boyunca bir tecavüz olayına rast gelmiyor ama tecavüz iftirası yüzünden hapis yatan bir erkek örneği buluyor olmamız ilginçtir. Liberal, özgürlükçü, “reformcu”, “çağdaş”, hatta “feminist” İslam sürümleri çıkarmaya çalışanların görmekten ödlerinin koptuğu gerçek budur: Kuran’da erkeğe tecavüze kalkışıp üstüne bir de tecavüz iftirası atan kadın var, kadına tecavüz eden erkek yok! Bu kitabın iki kapağı arasında “kadının ezeli mağdurluğunu” veya “kadın haklarını” arayanların yüzüne vurun lütfen.

Senden önce de kendilerine bildirdiğimiz adamlardan [ricalen] başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız öğretiyi anlayanlara sorun. 16:43

Senden önce de kendilerine bildirdiğimiz adamlardan [ricalen] başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız, aklında tutanlara sorun. 21:7

Demek ki kadın peygamber yokmuş. Rical sözcüğünün yetişkin erkeği anlatmadığını ve cinsiyetsiz olduğunu düşünüyorsanız 4:98 ve 7:81’e bakın.[3] Yazar sözcük sıkıntısı çekiyor değildir, “adamlar ve kadınlar” diyebilirdi.

…Babanız İbrahim’in dinini esas alın… 22:78

“Ataerkil din”…

Ve doğru kadınları karaladıktan sonra dört tanık getiremeyenlere seksen sopa vurun. Ayrıca sonsuza dek onların tanıklığını kabul etmeyin. Yoldan çıkanlar işte onlardır. 24:4

İnanmış, doğru ve hiçbir şeyden haberi olmayan kadınları karalayanlar dünyada ve sonsuz yaşamda lanetlenmiştir. Onlar için büyük bir ceza vardır. 24:23

Doğru erkekleri karalayanlara özel bir ceza öngörülmüyor. Demek ki erkeklere iftira etmekle kadınlara iftira etmek aynı şey değilmiş. Karı-koca arasında da durum değişmiyormuş:

Eşlerini karalayan ve kendilerinden başka tanıkları olmayanların her birinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doğruyu söylediğine Allah’ı dört kez tanık göstermesidir. Ve beşincide eğer kendisi yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını söyler. Kocasının kesinlikle yalan söylediğine Allah’ı dört kez tanık göstermesi, kadından cezayı kaldırır. Ve beşincide eğer kocası doğruyu söylüyorsa Allah’ın öfkesinin kendi üzerine olmasını söyler. 24:6-9

Kocasının karısını zinayla suçlaması, karısının kocasını zinayla suçlamasıyla aynı şey değil ve mahkemede “eşit” muameleyi gerektirmiyor.

İnanan kadınlara da söyle; bakışlarını korusunlar ve eşey organlarını sakınsınlar. Görünenlerin dışında, çekiciliklerini açığa vurmasınlar. Örtülerini, yakalarının üzerine kapatsınlar. […] Ayrıca, gizledikleri çekiciliklerini belli etmek için adımlarını yere vurmasınlar… 24:31

Evlilik beklentisi kalmamış yaşlı kadınların çekiciliklerini açığa vurmadan dış giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Yine de sakınmaları kendileri için daha iyidir. Çünkü Allah, Duyandır; Bilendir. 24:60

Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına dış giysilerini üzerlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve tedirgin edilmemesi için böylesi daha uygundur. Ve Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir. 33:59

Erkeklere “eşey organlarını korumak” dışında bir giyim ilkesi verilmiyor.

…Dünya yaşamının geçimliğini elde etmek için, sağtöreli olmak isteyen hizmetinizdeki kızlarınızı sağtöreye uygun olmayan ilişkilere zorlamayın. Kim onları zorlarsa onların zorlanmasından dolayı Allah doğal olarak Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir. 24:33

Erkek hizmetkarları ilişkiye zorlamaktan söz edilmemesi bu kitabın asimetrik ve dolayısıyla ayrımcı olmasına yeter.

“Aslında onları yöneten bir kadın gördüm. Ona her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı var! Onu ve toplumunu Allah’tan başka bir de ayrıca güneşe secde ederlerken buldum. Şeytan, yaptıklarını kendilerine çekici göstermiş; böylece yoldan alıkoymuş. Bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar!” 27:23-24

Demek ki erkekler yerine kadınlar yönetici olsalar (zaten olagelmişler, şekilde görüldüğü üzere) gezegen şimdikinden daha iyi bir yer olmayacakmış.

Medyen suyuna vardığı zaman su almakta olan bir toplulukla karşılaştı. Ve onların biraz ötesinde çekingen iki kadın gördü. “Ne yapmak istiyorsunuz?” dedi. Dediler ki: “Çobanlar sulayıp çekilmeden sulayamıyoruz; zaten babamız çok yaşlı!” 28:23

Musa sizce bu kadınlara yardım mı etti, yoksa onları “özgür, güçlü ve bağımsız bireyler” olduklarına ikna edip #cesaretinyeter mi dedi?

Sonunda Musa süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola çıktı. Dağ tarafında bir ateş gördüğünde ailesine “Bekleyin!” dedi; “Aslında bir ateş gördüm. Belki ondan bir haber veya kor ateş getiririm; ısınırsınız!” 28:29

Musa, davarlarını suvarmasına yardım ederek tanıştığı ve evlendiği kadını cesaretinin yeteceğine yıllardır ikna edememiş olacak ki ağır ve tehlikeli işleri üstlenmeyi sürdürüyor. Bu bir Opet reklamı olsaydı kadın diyecekti Musa’ya; “Sen bekle, ben gidip bakayım.”

Onları [evlatlıklarınızı] babalarının ismiyle çağırın. Böylesi Allah’ın katında daha adaletlidir. Babalarını bilmiyorsanız artık din kardeşleriniz ve dostlarınız olurlar. Yürekleriniz kasıtlı olarak yaptıklarınızın dışında, yanlışlıkla yaptıklarınızda size suç yoktur. Çünkü Allah Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir. 33:5

“Veya analarının adıyla çağırın” demiyor. Evlenen kadınlara kızlık soyadını kullanmayı sürdürün demiyor.

Ey peygamber kadınları! Sizler, herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Sorumluluk bilinci taşıyorsanız cilveli konuşmayın ki yüreğinde sayrılık olan kimse bir isteğe kapılmasın; yerinde ve yakışacak söz söyleyin. Evlerinizde oturun ve eski bilisizlik dönemindeki gibi çekiciliğinizi göstermeyin. 33:32-33

Evde oturma ifadesini nasıl anlarsak anlayalım buradaki ayrımcılık yerinde duracak.

Ey inanca çağırılanlar! Bir toplum, diğer bir toplumu küçümsemesin; belki kendilerinden daha iyilerdir. Kadınlar da başka kadınları küçümsemesin; belki kendilerinden daha iyilerdir. Birbirinizi küçük düşürmeyin ve birbirinizi kötü isimlerle çağırmayın. İnandıktan sonra sapkınlıkla isimlendirilmek çok kötüdür. Zaten kim pişmanlık göstermezse haksızlık yapanlar işte onlardır. 49:11

“Toplum” dendikten sonra kadınlar ayrıca sayılıyor, erkekler sayılmıyor.

Allah, nankörlük edenlere örnek olarak, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını gösteriyor: İkisi de erdemli iki kulumuzun nikahı altındaydı. Buna karşın, ikisi de onlara alçaklık yaptı. Bu nedenle, Allah’tan gelene karşı, onların bir yararı olmadı. İkisine de şöyle denildi: “Ateşe girenlerle birlikte, girin!” 66:10

Yoruma gerek yok… Ayrıca Arapça metinde nikah sözcüğü bulunmadığına, “kullarımız altında” (tahte) ifadesinin bulunduğuna dikkat ediniz.

Ve canlı gömülen kız çocuğuna sorulduğunda. 81:8

Oğlanlar ya gömülmüyorlar ya da onlara sorulmuyor; sonuç değişmez.

Ve düğümlere üfleyen kadınların şerrinden. 113:4 (Abdülbaki Gölpınarlı)

Düğümlere üfleyenlerin dişi oldukları Arapçasından belli oluyor. Türkçede olmayan özellikler nedeniyle bunu çeviriye her zaman yansıtmak olanaklı olmuyor. Ayeti ve sureyi nasıl anlarsak anlayalım erkekler düğümlere üflemeye başlamayacaklar.

Allah’ın bir bölümünüzü diğerlerinize üstün yaptığı şeyi istemeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay ayrılmıştır. Allah’tan onun lütfunu isteyin. Kuşkusuz Allah her şeyi Bilendir. 4:32

Böylece eşitlik veya üstünlük beklentisinin gerçekdışı olduğu bildirilmiş ve feminizm yasaklanmış oluyor. Başparmak işaret parmağına eşit olsaydı elimiz hiçbir işe yaramazdı. Parmaklardan hangisinin “üstün” olduğunu sormak budalacadır. Hepsinin işlevi ayrıdır. Yani “yasa önünde eşit” değillerdir. Kimi konuda başparmağın bir önceliği varsa ikisinin işbirliği yapabilmesi ve birbirini yaşatabilmesi içindir.

***

Bu eksiksiz bir liste değildir. Erkeğe seslenerek “kadına şöyle davran” diyen ayetlerin hepsi cinsiyetçidir. Kitap boyunca nerede kadınlardan, erkeklerden, kızlardan, oğullardan, bir kadın veya bir erkekten söz edildiğini görüyorsanız o ayetlerin hepsi cinsiyetçidir. Çünkü bu cümleleri ve olayları cinsiyet bakımından karşıtlarıyla değiştiremezsiniz. Değiştirdiğinizde anlam bozulacaktır. Bundan ötürü cinsiyetçi ifadelerin sayısı burada sıraladığım 44 ayetle sınırlı değildir; yüzlercedir. Kuran’ın cinsiyetçi olduğunu kanıtlamaya çalışanların bu ayetlerin tümüne dikkat çekmesi gerekir. Kuran’ın “eşitlikçi” olduğunu, kadına daha önce verilmeyen haklar verdiğini öne süren, İslam’ın feminist yorumunu yapmaya çalışanların da bütün bu ayetlerin cinsiyetçi olmadığını kanıtlamaları gerekir.

“Kadın”, “kız”, “karı” vb. olarak çevrilen Arapça sözcüklerin başka anlamlara geldiğini öne sürenler var. Bu yorumlarla ilgili şunu söyleyebilirim: Bu sözcüklerin ikinci anlamları olabileceğini ben de düşünüyorum. Ama bu durumda sözcüklerin iki anlamı aynı anda taşıdığını kabul etmemiz ve iki katmanlı çıkarımlar yapmamız gerekir. Birinci yargı cinsiyet farklılığıyla ilgili olanı, ikinci yargı ise sözcükler her neyi temsil ediyorsa onunla ilgili olanı olmalıdır. Yazar, toplumdaki göreceli edilgenliği anlatmak için dişilik özelliği çok belirgin olan bu sözcükleri bizi tuzağa düşürmek, oyuna getirmek için seçmiş olamaz. Yazar “derdini anlatacak” sözcük bulmak konusunda bizim gibi sıkıntıya sahip değildir. Kuran rastgele kaleme alınmış değildir. “O günün koşullarına göre” bir kitap değildir. Bir erkeğin gözüyle yazılmış bir kitap da değildir.

Kuran’a boyun eğme iddiasında olan biri olarak cinsiyetçilik, ayrımcılık, eşitsizlik, ataerkillik ifadelerini böyle rahatça kullanıyor olmam sizi şaşırtmasın. Bu kavramlar günümüz Türkiye’sine egemen olan ve ağırlığını artıran feminizm dininde neredeyse hakaret sayılıyor. Ama kavramların özüne ve kökenine baktığınızda bunların yansız olması gerektiğini görebilirsiniz. Olumlu veya olumsuz herhangi bir anlam taşımazlar. Burada uzun dilbilimsel, kavramsal ve felsefi çözümlemelere girmeyeceğim. Şu kadarını söyleyeyim: İyi-kötü, güzel-çirkin, adil-haksız, gerçek-gerçekdışı, karşıtlıklarıyla düşünmeyi unuttuğumuz için bu kadar derin bir batağa saplanmış durumdayız. Evrensel fiziksel sabitler olan bu karşıtlıkların yerini seküler dünyanın ileri-geri, çağdaş-çağdışı, eşit-eşitsiz, bilimsel-dogmatik gibi eğreti karşıtlıkları aldı. Bu yeni karşıtlıklar nesnel bir tabana oturmuyor, yani bunlar ideolojiyle biçimlenmiş yönleri gösteriyorlar. Bu ideoloji de kendine özgü bir “aydınlanma” mitolojisinden türüyor.

Bu yeni karşıtlıklar gerçekte iyiyle kötünün arasını ayırmaz. Geri, çağdışı, eşitsiz ve dogmatik olanı temsil etsin diye türetilen cinsiyetçilik, ayrımcılık, eşitsizlik, ataerkillik kavramları bunların şablonu kullanılarak oluşturulmuştur. Karşınızdaki büyük resmi, yaşamı, deneyimlerinizi, olayları, fikirleri, kişileri bu ikililere göre yargılarsanız gerçeklikten saparsınız. Yok, eğer Kuran’ı furkan kabul eder ve onun kullandığı ahlak ikililerine göre yargılarsanız iyi olduğu sürece cinsiyetçi, ayrımcı, eşitsiz ve ataerkil olanı savunmaktan gocunmazsınız. Modernizmin kavramları belki anlambilimsel olarak yararlı ve işlevsel kavramlar olabilir ama bunlar Allah’ın buyurduğunu ve yasakladığını ayıran ayrım ölçütleri (furkan) değildir. Bir başka deyişle ahlaki ayrımlar değildir.

Eksenlerdeki bu temel farklılığı anlamayan kişiler “Kuran’ın saldırgan ayetleri”, “Kuran’ın ırkçı ayetleri” gibi listeler de yapabilirler; yapıyorlar da. Hatta benden yardım istemekten çekinmesinler. Zihni açık kişilere göre aslında hiçbir şey söylemiş olmuyorlar. Tek yaptıkları, modernizmin cetveliyle Kuran’ı ölçmek oluyor. Kuran’a güvenen kişi ise Kuran’ın cetveliyle modernizmi ölçer. Bu saldırı ve eleştirilere karşı Kuran’ı savunanların çoğu ne yazık ki davayı kabullenip modernizmin mahkemesinde Kuran’ı aklamaya çalışıyorlar. Yani Kuran’ı sanık sandalyesine oturtma konusunda uzlaşmış durumdalar.

İşte bu yüzden gelenekçi ezberlerden kurtularak deyim yerindeyse kuşun yalnızca bir kanadını kurtarmış oluyoruz. Öbür kanadını kurtarmak için modernizmin dogmalarından da kurtulmak gerekiyor. Bu ayetleri veya yazıyı okuyup da kinlenenler, Allah düşmanı fikirlerine dayanak olarak kullananlar modernizmin dogmalarına ve hurafelerine inanmış olduklarının ayırdında değiller ne yazık ki.

Kitapta bir türlü kabullenemediğiniz, içinize sindiremediğiniz “cinsiyetçi” ayetler mi var? Bütün içtenliğimle size tavsiyem şuradan başlamanızdır: Kadınla erkeğin eşit olduğunu kim söyledi? Modernistler önce eşitliği varsayıyor, ardından bu varsayıma göre Kuran’ı yargılıyorlar. Kuran bağlılarından cinsiyetlerin eşit olmadığını kanıtlamalarını bekliyorlar. Oysa kanıt yükümlülüğü iddia makamındadır ve modernistler eşitliği kanıtlamaya çalışmamışlardır. Arayın bu kanıtı. Ben bu filmi izledim, sonunu söyleyeyim mi? Aradığınız şeyi bulamayacağınız gibi eşit olmadıklarının binlerce kanıtını nereye koyacağınızı düşüneceksiniz.

 

[1] Oxford A Dictionary of Law, 2002.

[2] Routledge Dictionary of Politics, 2002.

[3] Erkeklerden [el rical], kadınlardan [el nisa] ve çocuklardan, hiçbir gücü olmayan ve yol bulamayan umarsızlar başkadır. 4:98

“Aslında kadınlardan başka bir de ayrıca eşeysel tutkularla erkeklere [el rical] yöneliyorsunuz! Hayır, siz ölçüyü aşan bir toplumsunuz!” 7:81

Kuran’ın Cinsiyetçi ve Kadın Düşmanı Ayetleri” üzerine bir yorum

  1. https://ato.org.tr/news/show/622
    Arşiv kaydı: http://archive.is/SAee2

    Ankara’nın çoktanrıcı doktorları açıklama yapmış: “Kadın cinayetleri politiktir.” Bir Kuran bağlısı bu haberi nasıl yorumlamalıdır? Hani diyoruz ya, Kuran ayetlerini papağan gibi yinelemeyeceğiz, somutlaştıracağız, yaşayacağız. Papağan olmak isteyenler var gerçi, onları rahat bırakalım. Biz yerimizde saymayacağız, arınacağız.

    7:123 Firavun dedi ki: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlarsınız.”
    10:78 Dediler ki: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuzdan bizi çevirmek ve bu topraklarda büyüklüğü elinize geçirmek için mi geldiniz? İkinize de inanmıyoruz!”
    20:63 “İşte bu ikisi, kesinlikle büyücü olmalı! Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve örnek yaşamınızı yıkmak istiyorlar!” dediler.
    23:24 Toplumu arasındaki nankörlerin ileri gelenleri, şöyle dediler: “Sizin gibi bir insanoğlundan başkası değil bu; size üstünlük sağlamak istiyor…

    Dikkat edin. Dört ayette de Firavun, Musa’nın politik amaçları olduğunu öne sürüyor. Musa’ya ve Harun’da hayali politik bir tasarıyı yakıştırıyorlar. Yalnızca konuşmaya çalışan kişileri terörist olmakla suçluyorlar. Oysa biliyoruz ki politik amaçları olan kendisidir. Zalimler kendi emellerini Musa’ya yakıştırıyorlar.

    28:33 Dedi ki: “Efendim! Aslında onlardan birisini öldürdüm. Bu yüzden, beni öldürmelerinden korkuyorum!”

    Musa korkuyor çünkü Firavun ve onun çoktanrıcı toplumu Musa’nın işlediği cinayetin “politik” olduğunu öne sürüyorlar. Doktorların dediğini diyorlar! Doktorlar her karısını döven, kadın öldüren adama hayali bir politik gündem yakıştırıyorlar. “Bir kadın bir erkeği öldürürse politik değildir ama bir erkek bir kadını öldürürse politiktir.” “Bir Mısırlı bir İbraniyi öldürürse politik değildir ama bir İbrani bir Mısırlıyı öldürürse politiktir.” Doktorların her kadın katiline idam istedikleri gibi, Musa’ya hiç bir hafifletici neden verilmemesini istiyorlar. Musa bu yüzden korkuyor. Zaten hemen her modern ülkenin ceza yasasına bu ilke girmiştir: Eylem politikse cezası daha ağır olur.
    Türkiye’nin çoktanrıcı çoğunluğu, ellerine güç geçirdikleri anda kendi putlarına tapmayanları, yani temiz kalmak isteyenleri kovacak olan zayıflardır. Açıklamada namusun ve törenin aşağılandığına dikkat edin.

    7:82, 27:56 Toplumu, yanıt olarak, yalnızca şunu söyledi: “Bunları kentinizden çıkarın; bunlar, temiz insanlarmış!”
    24:19 İman edenler içinde edepsizliğin yayılmasını arzu edenler var ya, onlar için dünyada da ahirette de korkunç bir azap öngörülmüştür. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.

    Sayın Kuran bağlıları, saflar çok berraktır. Hem Kuran’ın Tanrısı’na hem de modernizmin tanrılarına tapamazsınız. Seçin birini.

Bir Cevap Yazın