Kuran Çalışıyoruz Da Nereye Varacak?

Emre Dorman, Acun Ilıcalı’nın sahibi olduğu kanalda insanları Kuran’a çağırıyor. Caner Taslaman’la sık program yapıyorlar. Acun Ilıcalı kim? O Ses, Yeteneksizsiniz, Fear Factor, Survivor (Türkçeleri yok) gibi toplum ahlakını baltalama amaçlı olarak tasarlanmış yapımların sahibi. Amerika’da ve Avrupa’da bir alay yapım şirketinin sahibi. Bazı dergiler onu dünyadaki ilk beş yüz yapımcı arasında sayıyor. “Sıfırdan milyonerliğe” yükselmiş, yerseniz. Pek çok kişiye göre bir farmason. Öyle de görünüyor çünkü büyük abilerin elinden tutmadığı hiç kimse bu denli hızlı yükselemez.

“Kurancı” olarak bilinen Dorman bu adamın kanalında program yapıyor. Acaba diyeceğiz, Ilıcalı Kurancılığı mı tutuyor? Ama önce Ilıcalı’nın Müslüman olduğu yargısına varmak gerekir ki, hangi akıma yakın olduğunu soralım. Yaptığı hizmetlere bakılırsa Müslüman olduğunu düşünmemiz için hiçbir neden yok. Peki, ne yapmaya çalışıyor olabilir?

Ilıcalı eğer Dorman’ı bile isteye, özellikle niyet ederek kanalına çıkarıyorsa büyük olasılıkla Kurancılık fikrini baltalamaya çalıştığı içindir. Temsil etmeyen örnek safsatası diye bir şey var. Her safsata gibi bu da insanları yanıltmak ve yanlış yargılara vardırmak için bilinçli olarak kullanılan bir yöntemdir. Gözden düşürmek istediğiniz bir topluluğun veya bir şeyin kötü örneklerini seçip gösterirsiniz. Veya yüceltmek istediğiniz bir topluluğun veya bir şeyin iyi örneklerini sunarsınız. Dorman ve Taslaman bugün iyi çocuklar görüntüsü veriyorlar ama bir süre sonra yarattıkları etki hiç de olumlu olmayacak. Çünkü Kuran’ı çalışıp duran, hepimizden veya pek çoğumuzdan iyi biliyor görünen adamlar böyle kuzu gibi etliye sütlüye dokunmayan, hükümeti eleştiremeyen, uygarlığın krizleriyle ilgili bir çözümlemesi, fikri, çözüm önerisi olmayan adamlar olarak görünecekler. Eğer Dorman ve Taslaman Kurancıların örneği olarak sunulmayı sürdürürlerse Kurancılık hakkında oluşan izlenim bu olacak. Yıllar sonra ülkede her şey daha da kötü, daha da kötü olduğunda insanlar Kurancıların bu gidişi durdurmak için ne yaptıklarını birbirlerine sorduklarında koca bir hiç yanıtı verecekler. İşte Ilıcalı umut kapısı olması gereken bu anlayışı, yani tükenmiş olan gelenekçi birikimden yardım ummayı bırakıp doğrudan Kuran’a başvurma fikrini gözden düşürmeye çalışıyor.[1]

emredorman
Emre Dorman ile Allah saati…

Dorman ve Taslaman’a göre çağcıl uygarlığın insan hakları ilkesi pek güzel, Kuran’da zaten var. Özgürlük de güzel, Kuran’da zaten var. Eşitlik güzel, Kuran’da zaten var. Dinler arası hoşgörü güzel, Kuran’da zaten var. İlerleme güzel, kalkınma güzel, demokrasi güzel, girişim özgürlüğü ve kapitalizm güzel, hepsi Kuran’da var. O zaman bu kitap neye ilaç kardeşim? Size bakılırsa Batılı Kuran’ı düşüne düşüne keşfetmiş, kendi yazacak hale gelmiş. Biz ne demeye okuyup duruyoruz? Dorman ve Taslaman ve benzerleri çoktan ölmüş gitmiş olan ideolojilerin cesetlerini dövüyorlar. “Erkek egemen” diye bir korkuluk yapıp onu dövüyorlar; Kuran’da kadın hakları varmış. Gericilik diye bir korkuluk yapıp onu dövüyorlar; Kuran ilericiymiş. Arabistan’ın Kör İmam’ı, İran’ın muta nikahı gibi örnekleri gösterip “vay gelenekçi Müslümanlar ne kafasızlarmış” dedirtiyor, onları dövüyorlar. Sidik içme hadisini saatlerce konu yapıp hadisleri dövüyorlar. Sanki bunları umursayan var memlekette. Klasik tefsirlerdeki, ilmihallerdeki yanlışları eleştiriyorlar, sanki bunları okuyan var. Sanki TC anayasası, yasaları, yönetmelikleri, içtihatları bunlara göre düzenleniyor de onarmamız gereken böyle bir arıza var. Sanki TC, seküler Batıyı değil de geleneksel şeriatı kıble edinmiş, kıbleyi düzeltmeye çalışıyorlar.

Kıble yamuk olmasına yamuk ama Dorman ve Taslaman bu kıbleyi eleştirmiyorlar. Batı kıblesinden gelenlerin çoğuna kucak açıp kabulleniyorlar. Greko-Romen güreş misali, “politikaya girmeyerek” İslam’dan konuşabileceklerini sanıyorlar. Saatlerce “dinden” söz ediyor ama iyilik ve kötülüğe girmiyorlar. 11 Eylül, “İslamî terör”, cinsiyet eşitliği, Kovid-19 gibi dev yalanlarla hiç uğraşmıyorlar. Hatta tersine, Taslaman kitabının kapağına 11 Eylül’ü koyuyor ve bunun bir İslamî terör saldırısı olduğunu varsayarak sayfalar dolusu çözümlemeler yapıyor. Yani yalanı onaylıyor ve sürdürüyor. Bilim de bilim diyen Dorman, Okuyan’ı maskeyle, üstelik virüsten korumayan ventilli maskeyle çıkarıyor, hem gülünç duruma düşüyor hem de yalanı onaylıyor ve sürdürüyor. Kötülüğün büyüğüne direnmeyeceksen başörtüsüyle, namazla, oruçla, kişisel gelişimle uğraşmak nedir ki?

Gelenekçi İslam kaynaklarını ben de eleştiriyorum ama bunu büyük resimde bir yere oturtmak, uygulamaya yönelik bir sonuca ulaşmak koşuluyla. Dorman ve Taslaman’ın yazdıklarını sandığım Uydurulan Din Kuran’daki Din kitabını bütün eksiklerine rağmen ben de tavsiye ediyorum; kimi yanılgıyı düzeltir, konuya büsbütün yabancı olanlara doğrudan Kuran’a bakma ilkesini tanıtır. Evet, hiç değilse doğrudan Kuran’a bakma ilkesinin varlığından haberdar olur okuyanlar ve bu büyük bir şeydir. Ama İslam kişisel gelişim değildir.

Modern seküler Tağut düzeni önümüze her ne koyduysa Kuran’a onaylatmak, Kuran uyanışı diye bir şeyin gerçekleşme olasılığını bütünüyle ortadan kaldıracaktır. Yanlışınız olmasın, eğer okumadıysanız Din Nedir yazımı lütfen okuyun. Sağ tarafta din başlığı altında listelenmiş yazıları üşenir okumazsanız sözlerimi yanlış anlarsınız. Taslamangiller modernizmi Kuran’a onaylatıyorlar derken doğrudan “Kuran bunları onaylıyor” dediklerini öne sürmüyorum. Ama “şunlar dinle ilgili, şunlar da dünyayla ilgili” biçiminde gerçekdışı, Kuran’a aykırı bir ayrım yaparsanız modern küfrü Kuran’a onaylatmış olursunuz. “Allah bunlarla ilgilenmiyor” dediğiniz her şeyi Allah’a onaylatma iddiasında bulunmuş olursunuz. Allah her şeyle ilgileniyor ve Kuran’da “dinî” ve “dünyevi” diye bir ayrım yok[2]. “İnanç” ve eylem diye bir ayrım yok. Yasa var; dinsel ve seküler ayrımı yok. Ahlak var; bireysel ve kamusal ayrımı yok. Gerçek var; sana göre ve bana göre ayrımı yok[3].

Dorman ve Taslaman ve takımının ateizmi ve pozitivizmi çürütmeye çalışmaları bu yüzden tek ayakla yürümeye çalışmak gibi bir çabadır. Yürümez. Demeniz gerekirdi ki, “ateist olursan çevrene ve topluma şöyle, şöyle zararlar verirsin”. “Pozitivizm bugün içinde debelendiğimiz şu, şu, şu sorunlara şöyle yol açmıştır.” En basitinden bugünlerde Firavun’un büyücülerine kanmış ve aşı olayım mı diye düşünenlere, toplantıyı büroda mı yapalım uzaktan mı yapalım diye düşünenlere söyleyecek bir şeyiniz yoksa, yani Kuran’ı yaşamın içine koyamıyorsanız, onu bir “dini konular” kitabı, bir boş zaman veya hafta sonu uğraşı yapıyorsanız hümanizm ve ateizm kazanır. Kuran’ı bilenlerin anlayacağı terimlerle söylersem, eğer böyle davranırsak çoktanrıcılara güç yetiren Müslüman bir azınlık çıkmaz. Muhammed Peygamber’in orucun mideye yararlarını anlatmak, insanlara öleceklerini hatırlatmak, “imanın şartlarını” öğretmek yani halkı “dini konularda” aydınlatmak gibi bir gündemi yoktu. O sırada toplumda nasıl bir çöküş varsa onunla ilgilendi. Bugün Türkiye’ye gelseydi kafayı neye takacağını düşünmeliyiz. Ülkenin işgal altında olması, atılan her adımda seküler Batı’nın kıble edinilmesi, doğal kaynakların tarihte benzerini görmediğimiz bir hızda yok edilmesi, nüfusun tarihte benzerini görmediğimiz bir hızda artması ama bu nüfusun çeyreğini bile doyuracak tarım yapılmaması, emek harcayarak para kazanma paradigmasının bütünüyle çökmesi, insan gibi evlenilemez, insan gibi çocuk yetiştirilemez hale gelmesi, gençlerin gelecekten umutlarının kalmaması ve ülkeyi kaçılacak bir hapishane gibi görmeleri, sosyal medyadan ve basından kafasını kaldırıp gerçek düşünce üretebilecek bir azınlığın kalmamış olması… Bunlara mı, yoksa Allah’ın varlığının bilmem kaç deliline mi?

Kuran’ın yoluna çağırma gibi bir görevi üstlenen kişilerin en azından somut bir ahlaki çağrı yapmaları gerekir. İyi ahlaka yönelik, yani dini /ahlakı /yasayı /yükümlüğü Allah’a özgüleme yolunda bir eylemlilik olamıyorsa bile bir çağrının olması gerekir. Bu çağrı ister istemez büyük kötülüklere işaret etmeyi içermek zorundadır. Bu da çağırıcıyı “politikaya girmek” zorunda bırakır. Bir yandan firavunların gözünde uslu çocuk olmaya çalışıp öbür yandan Allah’ın yoluna çağıramazsınız. Dorman gibi hükümetin aleyhine tek bir söz söylemeksizin İslam’a çağırma iddiasında bulunamazsınız.[4]

Taslaman ve Dorman Kuran’ı çalışarak böyle oldularsa, Kuran onlar üzerinde etkili olmamış demektir. Bunlar Kurancılık fikrini temsil edecek kişiler değildir. Bunlar Kurancıların örneği olarak bilinir duruma gelirlerse bu topluma büyük bir zarar verilmiş olacak. Daha önce de yazmıştım. Kuran’ı bir boş zaman uğraşı olarak benimseyen, entelektüel doyum aracı yapan kişiler var. Bunu açıkça itiraf eden bir tanıdığım da var. Bu örnekleri görünce ürperiyor ve onlar gibi olmaktan korkuyorum. Çünkü bu kitabın kişinin “normalde” yapmayacağı şeyleri kişiye yaptırabiliyor olması gerekir. Tıpkı sakıncalı bir tarikatın beynini yıkadığı gençler gibi, “biz o genci böyle bilmiyorduk” dedirtecek davranışlara itmesi gerekiyor.[5] Bunların elbette kaygı verici veya yabancı gelen davranışlar olması gerekmiyor. Ama çökmekte olan bir toplumda, devrilmekte olan kuledekiler “düşüyorsunuz” deyip “fabrika ayarlarına” dönmeye çalışanları normal, akıllı bulmayacaklardır. Kuran’da bunun sayısız örneği var. Kitabın bizi dümeni doğru yola kırdırabildiğinin sağlaması, kitaptan önceki yaşamımızda yapmadığımız olumlu şeyleri yapar duruma gelmemizdir. “Kuran olmasaydı ben bunu başaramazdım, şu anda çok daha anlamsız bir yaşam sürüyor olurdum” diyebildiğimiz şeylerin olması gerekir. Dorman, Taslaman, Mehmet Okuyan ve benzerlerinin bize bunu diyebilen birilerini örnek göstermeleri gerekirdi. Veya bunu diyebilen birilerinin ortaya çıkması için bir esin kaynağı, bir özendirme, bir itki sağlamaları gerekirdi.

Ben bunu diyebilen birini tanıyorum.

Mahmut Demirkan’la 2013 yılında tanıştık. “Yalnızca Kuran” ilkesini benimsemiş olan ve Edip Yüksel’in “yüz on dört hareketini kurun” çağrısına temiz duygularla karşılık veren küçük bir öbeğin içinde kısa süre yer aldık. Daha sonra yazı çizi işlerine ilgi duymadı ama her konuştuğumuzda Kuran okumayı sürdürdüğü belli oluyordu. Geçtiğimiz aylarda Kovid-19 histerisini kabul etmemesi nedeniyle üyesi bulunduğu meslek örgütüyle ve bakanlıkla başı derde girmiş. İnternette haberine denk gelince aradım, konuştum. Mahmut bir doktorlar, avukatlar ve çevirmenler takımında yer alıyor. Salgın tezgahını açığa vuran internet yayınlarıyla uğraşıyor, açacakları davaya hazırlanıyorlarmış. “Kuran olmasaydı bunlarla uğraşmazdım” diyor. Şimdi meslektaşları bu adamı deli, komplo kuramcısı, bilim düşmanı çevrelerin oyununa gelmiş, beyni yıkanmış bir zavallı olarak görüyorlar. Hele bir de onların yüzüne ayetleri okumaya görsün…

Çocukken hain hükümetlerin ve mason TRT yöneticilerinin bize izlettirdikleri salak sepet çizgi filmlerde çok doğru bir şey vardı, o da bütün büyük öykülerde iyinin ve kötünün savaşının anlatılmasıydı. Gerisi gürültüdür. En gereksiz aşk öyküsünde bile bir anlam olması için iyilikle kötülüğün çatışması gerekir. Çünkü yeryüzü böyle bir şey. İyiyle kötü kesintisiz savaş halinde. Ve insan ne yaparsa yapsın bu savaşta taraf olmaktan kaçamıyor. Hangisini seçersek seçelim Allah’ın istencine boyun eğmiş oluyoruz.[6] Başka türlü söylersek, Allah insanı hangi orduda savaşacağını görmek için yarattı.[7] İyi olan Tanrı ona kulluk etmemiz için var olduğumuzu söylüyorsa iyiler ordusunda savaşmamız gerektiği açık değil midir? Bu yalın gerçeğe aymayanlar sorarlar: “Kuran neden savaştan bu kadar sık söz ediyor?” Kardeşim sen uyuduğun için farkında değilsin ama kesintisiz bir savaşın içindeyiz. Taslamangillere veya tasavvufçulara bakılırsa barışmak gibi bir seçeneğimiz var. Hayır; iyiler ve kötüler asla barışamazlar. Barış ancak iyiler ve Allah arasındadır.

mahmutdemirkan
Mahmut Demirkan’ın bu konuşmasını dinleyin. Yalnız, sağırlar duyamaz… https://www.coronagercegi.com/post/salgina-inanmiyorum 

Mahmut mesajı duymuş ve gereğini yapmaya çalışıyor. Kötülerin bir tuzağı olduğu iyice belli olan bu girişimi engellemeye, buna gücü yetmezse uzak durup elini temizlemeye çalışıyor. Başka Kuran öğrencileri de başka tuzaklara karşı savaşır, başka yalanları açığa çıkarmaya çalışır, başka kötülüklere karşı insanları uyarır, başka acıları dindirmeye çalışır. Bu motivasyonu sağlamayacaksa Kurancılık hiçbir şey değildir. Kuran’dan habersiz olanların da kimisi Allah’a yol arar. Kimisi radar istasyonundaki Amerikan subayını vurur, kimisi Silivri’ye protestoya koşar, kimisi NSA’nın kötülük projelerini dünyaya duyurur, kimisi 11 Eylül’deki İsrail parmağını anlatan belgesel film yapar, kimisi feminizmin yalanlarını deşifre etmeye çalışır. Hepsi de Allah’a hizmet etmenin yollarıdır. Neye inanmak gerektiği, namazın kaç vakit olduğu, imsakın hangi saat olduğu gibi şeylerle zaman yitirenler de var. İşte onlar mesajın özünden habersiz görünüyorlar.

 

 

Not 1: Bu yazıdaki eleştirileri öncelikle kendilerine yöneltmem ve savunmalarını dinlemem gerekirdi. Ama Dorman ve Taslaman bugüne dek gönderdiğim mesajlara yanıt vermemeyi seçtiler. Onun için bu yola başvurmaya gerek duymadım.

Not 2: Bu bir izleme tavsiyesi değildir. Dorman’ın yararlı programları da olmuştur.

 

Dipnotlar

[1] Dokunca vermek, nankörlük etmek, inananların arasını açmak ve daha önce Allah’a ve onun elçisine karşı savaşanlara gözcülük yapmak için yakarış yeri yapanlar vardır. “İyilikten başka bir amacımız yok!” diyerek yemin ederler. Oysa Allah aslında onların yalancı olduğuna tanıklık eder. 9:107

[2] “Ey oğul! Kuşkusuz, bir hardal çekirdeği ağırlığında da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde veya yeryüzünde de olsa Allah onu getirir. Kuşkusuz, Allah En İnce Ayrıntılarla Gerçekleştirendir; Haberlidir!” 31:16

[3] https://mealler.org/Kelime.aspx?id=1178

[4] Ey inanca çağırılanlar! “Bizi davar gibi güt!” demeyin; “Bizimle ilgilen!” deyin ve kulak verin. Nankörlük edenler için acı bir ceza vardır. 2:104

Biz bu şekilde her kentte/her medeniyette kodamanları, o kent ve medeniyetin suçluları yaptık ki, orada oyunlar tezgahlayıp tuzaklar kursunlar… 6:123

İşte Ad böyleydi. Efendilerinin ayetlerini inkar ettiler; onun elçilerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın buyruğuna uydular. 11:59

Bir toplumu yıkıma uğratmayı dilediğimizde ellerine güç geçirmiş olanlarını yönetici yaparız; orada bozgunculuk yaparlar. Artık verilen söz gerçekleşir; sonunda orasını yerle bir ederiz. 17:16

Derler ki: “Efendimiz! Aslında başımızdakilere ve büyüklerimize uyduk; bizi yoldan çıkardılar!” 33:67

Nuh dedi ki: “Efendim! Aslında onlar bana karşı geldiler. Malları ve çocukları kendi yitiklerini çoğaltmaktan başka şeye yaramayan kimselere uydular! 71:21

Böylece [Firavun] toplumunu şapşal yerine koydu; bu yüzden ona boyun eğdiler. Aslında onlar yoldan çıkmış bir toplumdu. 43:54

[5] De ki: “Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ondan önce bir ömür boyunca aranızda yaşadım. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?” 10:16

Dediler ki: “Ey Şuayb! Atalarımızın hizmet ettiklerini veya mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı bırakmamızı, senin namazın mı zorunlu yapıyor? Aslında, yumuşak huylu ve aklı başında birisin!” 11:87

Dediler ki: “Aslında, sen büyülenmişsin!” 26:153

[6] Sonra büyük bir duman durumunda olan göklere yöneldi. Ona ve yeryüzüne şöyle dedi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!… 41:11

Dedi ki: “Sana buyruk verdiğimde seni secde etmekten alıkoyan neydi?” “Ben, ondan iyiyim. Beni ateşten yarattın! Oysa O nu balçıktan yarattın!” Dedi ki: “Öyleyse oradan in! Çünkü orada büyüklük taslayamazsın! Hemen çık! Aslında sen aşağılıklar arasındasın!” “Yeniden yaşama döndürülecekleri güne dek bana süre ver!” dedi. Dedi ki: “Sana süre verilmiştir!” 7:12-15

[7] Cinleri ve insanları, Bana hizmet etmelerinden başka bir amaç için yaratmadım. 51:56

Göklerin ve yeryüzünün orduları, Allah’ın malıdır… 48:7

Oysa Allah’tan başka bir de ayrıca tanrılar edindiler; belki kendilerine yardım ederler diye. 36:74

Onlara yardım edemezler. Üstelik kendileri, onlar için hazır olan askerlerdir. 36:75

“Onlardan gücünün yettiğini sesinle ayart; atlıların ve yayalarınla onların üzerine çullan; mallarına ve çocuklarına ortak ol; onlara türlü sözler ver!” Oysa şeytan onları aldatmaktan başka söz vermez. 17:64

Bir Cevap Yazın